• "Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

Lefke'den Mektuplar XXXIII

blog-post-image

Şehr-i Gayseriye…

Hocam, Kayseri Kayseri’dir, şu Şehr-i Gayseriyeyi de nereden uyduruyorsunuz demeyiniz. Hâşâ, benim “uydurduğum bir şey” yok. Yerli halk geniz ağzıyla bir kere bu kente Şehr-i Gayseriye demişse veya tarihen öyle kullanmışsa n’apabilirim, onlara uyacağım tabi ki…

Kayseri’yle tanışmam 1997 yılına dayanıyor. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı üniversitenin Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nün yüksek lisans sınavlarında başarılı oldum. Ama bir sıkıntım vardı, devletten aldığım bursun süresi lisans eğitimim tamamlanınca sona ermişti. Yeniden devlet bursunu kazanmam lazımdı, yoksa masraf edip eğitime devam etmem mümkün değildi. Ailemin yardım edecek durumu yoktu. Çalışarak okumam da zor olacaktı.

Azerbaycan devleti tarih alanı için iki burslu kontenjan ayırmıştı. Bu kontenjandan yararlanmak için Kayseri’ye gidip Erciyes Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans sınavlarını kazanıp orada eğitime devam etmem gerekiyordu. Hacettepe Üniversitesi’ni kazanmışken vazgeçilip Kayseri’ye gidilir miydi? (Hâşâ, Erciyes Üniversitesi’ni küçümseme gibi bir düşünce içinde değildim, sadece alışık olduğum okulumdan dolayı sorguluyordum durumu) Düşünüp taşındım. Kendime göre bir hareket planı çizdim: Kayseri’ye gidip iki yüksek lisans bursundan birisini kazanıp daha sonra onu Hacettepe Üniversitesi’ne aktarmak için uğraşayım. İki aşamalı bu hareket planımı işleme koydum. Bunun için Kayseri’ye hareket ettim. Kayseri’ye ilk gidişim bu nedenle oldu.

Ankara’da gece bekçiliği yaptığım site yönetiminden izin alıp akşam otobüsüyle yola koyuldum. Sabaha doğru Kayseri’deydim. Üniversiteye uğradım. Evet, Azerbaycan devleti bizler için iki burs kontenjanı ayırmış ama başvuran 3 kişiydi: Ben, Eskişehir’de eğitim almış Fariz Fariz ve Bursa’da eğitimine devam etmiş ve şimdi ismini unuttuğum bir arkadaş. Üçümüzün de ilk sınavları başarılı geçti. Son sınav Osmanlıca sınavıydı. Bursa’dan gelen arkadaşı Osmanlıcadan çalıştırsak da temeli zayıftı. Böylece o elenince ben ve Fariz Fariz burslu kontenjanı kazanmış olduk. Bu arada Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun olan amcam oğlu Seymur Ağayev (şimdi Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’nde çalışan Prof. Dr. Seymur Ağazade) de Trabzon’dan kalkıp Kayseri’ye burs için gelmişti. Seymur sınavı kazansa da burs işlemlerinde sorunlar oluştu ve 6 ay sonra Şubat’ta Kayseri’yi bırakıp Trabzon’da eğitimine devam etmek üzere şehirden ayrıldı.    

… Kısa süreliğine ve sadece sınavlar için gittiğimden Kayseri’yi gezme şansım olmadı. Kaldığımız mekân Cumhuriyet Meydanı denen bir yerin yakınlığındaydı. Şehrin temizliği, tarihi yapıları dikkatimi çekmişti.

Ankara’ya döndükten sonra planımın ikinci aşamasını da gerçekleştirince Kayseri’de eğitimime devam etmeğe gerek kalmadı, Hacettepe Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimime devam ettim. Bu arada Fariz Fariz’le uzaktan uzağa haberleşsek de bir daha görüşme şansımız olmadı. Ve yıllar sonra Muş Alpaslan Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışırken Fariz Fariz başka bir kıymetli akademisyen arkadaşım Musa Gümüş’le trafik kazası geçirecek, kazadan Musa yaralı kurtulurken Fariz maalesef vefat edecekti. Fariz dostumu, hocamı her zaman rahmetle, saygıyla anarım…

*         *         *

Oğlum Ferda’nın üniversiteye yerleştirme tercihlerini yaparken Erciyes Üniversitesi Uçak Mühendisliği Bölümü’nü üçüncü sırada yazdık. İlk iki sırada Gebze Teknik Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitelerindeki İngilizce Uçak Mühendislikleri bölümleri vardı. Üçüncü tercihimiz geldi. Böylece yıllar sonra ikinci kez Kayseri yolu gözüktü.

Ercan-Kayseri uçuşunun olmadığını düşünüp Adana üzerinden Kayseri’ye ulaşmaya çalıştık (Kayseri’ye Ercan’dan direk uçuşların olduğunu ancak havalimanındayken öğrenecektim). Daha önceleri yazılarımda, benim için Türkiye’de yollar Ankara’dan başlar yazmıştım ama bu sefer biletin ucuzluğundan farklı güzergâhı tercih etmek zorunda kaldım. Demek ki ne imiş, büyük konuşmayacakmışım, ekonomi insanı böyle değişikliğe zorlar işte…

Meşakkatli Adana-Kayseri yolculuğundan sonra gecenin saat 1’inde Kayseri’ye vardık. LAÜ Tarih Bölümü’nden eski öğrencim Mert Ünlü sağ olsun, bizi terminalden alıp misafirhaneye yerleştirdi.

Mert Ünlü ailesiyle Kayseri’de yaşıyor. Yola çıkmadan önce kendisiyle konuşmuştum, sağ olsun hocasının eksiklik hissetmemesi için her türlü hazırlığı yapmıştı. Sayesinde Kayseri’yi gezme şansımız oldu. Yani bu ikinci Kayseri seferimde mihmandarımız Mert Ünlü’dür.

Kayseri’ye vardığımız günün sabahı erkenden Erciyes Üniversitesi’ne gittik. Kayıt işlemlerini tamamladık. Uçak Mühendisliği bölümüne uğrayıp hocalarla kısa hasb-i hal ettik. Öğrenci işlerinden de, hocalarla görüşmeden de memnun kaldık. İlgiliydiler, yardımseverliklerini gördük. KKTC’deki ve KKTC Ankara Büyükelçiliği Eğitim ve Kültür Ataşe’sindeki yetkililerle görüşüp yurt sorununu da gidermiş olduk. Oturma iznini almak için Kayseri Valiliği Göç İdaresi’ne gittik. Burada işlerimizi takip ederken sevgili dostum Kamil Ağacan’la karşılaştım, o da oğlunu Erciyes Üniversitesi’ne kaydettirmek için gelmişti.

 Ankara’da zamanında Kamil’le aynı yurtta kalıp farklı üniversitelerde okumuştuk. Azerbaycan cumhurbaşkanı Ebülfez Elçibey döneminde Türkiye’ye üniversite eğitimi almak için gönderilen 1000 öğrenciden ikisi de bizdik. Üniversiteyi bitirdikten sonra yıllardır görüşmemiştik. Aradan nerede ise 20 yıl geçtikten sonra görüşüyorduk. İkimiz de çok sevinçliydik, mutluyduk. Özlem giderdik. Günün anısına Göç İdaresi’nin karşısına çıkıp bir de resim çektirdik… Bizlerden sonra ikinci nesil, yani evlatlarımız öğrenci olarak Türkiye’deki üniversitelerde yerlerimizi alıyorlar artık…

 Kamil Ağacan’dan sonra, Kayseri’de Karabağ Eczanesi sahibi olan öğrencilik dönemi arkadaşlarımdan Azerbaycanlı Dr. İlgar Kerimli ile de görüşme şansım oldu. İlgar en son Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde doktorasını yapmış. Ailesiyle beraber Kayseri’de yaşıyor. Başarılı bir eczacıdır. İlgar’ın muhabbetlerine doyum olmaz, öğrencilik döneminden beri öyledir, kendini dinlettirir. Hele bu muhabbet çay eşliğindeyse saatlerce uzar gider…

 … Kayıt işlemlerini bitirdikten sonra artık öğrencim Mert’in emrindeyiz, Kayseri’yi geziyoruz. Yüksek bir mevkiden Kayseri’yi kuşbakışı izlemek keyifliydi.

Kayseri’yi dolaşırken iki müze beni özellikle etkiledi. Biri Kayseri Atatürk Evi Müzesi, diğeri ise Taş Mektep dedikleri eski mektep müzesi.

Şimdiye kadar Atatürk’ün Türkiye’nin birçok şehrindeki ev müzelerini ziyaret ettim. Bazıları bana çok sönük görünmüştür, bazıları ise çok heyecanlı. Kayseri’deki ev müzesi de heyecan katanlar sırasındaydı. İmamzade Raşit Ağa Konağı olarak bilinen bu evde Mustafa Kemal Ankara yolculuğunda iki gün kalmış… 1983 yılında müze yapılan bu konağın iki katını ziyaret ettik. Tarihi yapı güzelliğiyle korunuyor. Giriş katında Atatürk’ün Kayseri’ye değişik dönemlerdeki gelişini içeren belgeseli izledik. Belgeselin hazırlanmasından, ayrıntılı bilgiler aktarmasından etkilendim…

Kayseri’de ziyaret ettiğim ve etkilendiğim diğer bir müze ise Kayseri Lisesi nam-ı diğer Taş Mektep oldu. Kayseri’de modern eğitimin temellerinin atıldığı bir mektep olarak bilinmektedir burası… Yunanlıların Haymana’ya kadar ilerlemesi üzerine TBMM, 24 Temmuz 1921’de hükümet merkezinin Kayseri’ye taşınmasına karar vermiş ve Kayseri Lisesi TBMM toplantıları için hazır duruma getirilmiştir. Ancak Sakarya Savaşı’nın kazanılması üzerine bu karardan vazgeçilmiştir… Kayseri Lisesi’nin son sınıf öğrencileri Milli Mücadele döneminde eğitimlerini yarıda bırakıp gönüllü olarak cepheye gitmişler. Okulun millî mücadele yıllarındaki mezuniyet defterinde “Son sınıf talebeleri Sakarya Savaşı için cephede şehit düştüğünden bu öğretim yılında okul mezun verememiştir.” cümlesi yer almıştır. Ve Müze’nin orta kısmında bu mezunlarının diplomalarını sembolize eden bir anıt yapılmış.

Kayseri’nin milli mücadele tarihini, basın tarihini, sosyal yaşamını, eğitim tarihini buradaki odalarda yer alan tarihi eşyalar üzerinden takip etmek, okumak mümkündür.

 Mektebin, Türk siyasetinde, bilim yaşamında yer alan çok sayıda öğrencileri vardır ve onların bir kısmını sembolize eden bir oda oluşturulmuş. Masa arkasına oturan sembolleriyle siyaset adamları Turgut Özal’ı, Abdullah Gül’ü, Hulusi Akar’ı, şair Behçet Çağlar’ı ve ünlü kütüphaneci, bilim adamı Prof. Dr. Jale Baysal’ı izlemek mümkündür. Sınıflarda dolaşmak ayrı bir heyecan katıyor insana… Taş Mektebi müzesini ziyaret ettikten sonra bende tüm müzecilerin ve eğitimcilerin bu müzeyi mutlaka görmeleri gerektiği kanısı oluştu…

Kayseri sokaklarıyla, çevresiyle, parklarıyla çok temiz, güzel bir şehir. Tarihi yapısı, ulaşımı ve kütüphaneleri, kitapevleriyle ve üniversiteleriyle tam da bir öğrenci şehri. Mutfağı ayrı bir çeşit, ayrı bir güzel. Bize bu mutfağı tanıtan Mert Ünlü ve ailesine ayrıca müteşekkirim…

Kayseri’yi keşfetmeye, öğrenmeye, gezmeye umarım oğlanı bundan sonra yapacağım h er ziyaretimde de devam edebileceğim…