"Tarihi canlı bir savaş alanı, bir ideolojik çatışma bölgesi olmaktan kurtarmamız lazım"

 

Samsun’a Çıktım…

2022 senesi Eylül’ünün 1. günü Samsun’a çıktım. Manzara-i umumiye…

Yukarıdaki cümleyi kurarken etkilendiğim liderler belirttikleri tarih ve mekânlarla önemli hususlara dikkat çekmek istemişlerdir. 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıktığını yazan Kâzım Karabekir Paşa ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığını yazan Mustafa Kemal Paşa belirttikleri tarih ve mekânla tarihte önemli iz/izler bırakmışlardı. Ve aynı zamanda bu yazdıklarıyla önemli siyasi mesajlar vermişler ve vermekteler. Benimkisi ise sadece günübirlik bir gezi anlatımıdır. Ne siyasi amaç taşır, ne de ekonomik amaç. Sosyal ve kültürel amaç taşıyabilir belki de, o kadar…

“Kaptan, Samsun’a geldik galiba.”

“Beyefendi, Samsun’a yeni geldik, ama gideceğiniz Çarşamba havaalanına daha var.”

Biraz sonra:

“Kaptan, Çarşamba yazar, geldik mi yoksa?”

“Az kaldı, birazdan indireceğim sizi.”

Samsun/Çarşamba havaalanı yolunda ininceye kadar ne yalan söyleyeyim otobüs kaptanının kafasını şişirttim. N’payım, bir yere ilk defa gitmenin tedirginliği. Ya mekânı geçersem, dolaş da dur, babam, dolaş, hiç çekemem…

İşte Samsun’a bu telaş içinde “çıktım”.

Otobüsten indiğimde saat sabahın 6’sıydı. Kaptan yardımcısı sağ olsun, uyarmadan da edemedi:

“Beyefendi, TEKNOFEST’te gideceğinizi söylüyordunuz. Orası saat 9’dan erken açılmaz. Ana yoldan çok da uzak sayılmaz orası. Taksicilere boşuna para vermeyiniz. Sabah sabah biraz yürür hem de doğayı seyir edersiniz”.

Kaptan yardımcısı haksız da sayılmazdı. Sabah sabah Samsun’un ılık bir Eylül sabahında yürümek iyi gelirdi. Bu yürüyüş belki geceki “işkenceyi” de unuttururdu biraz…

*          *          *

Kıbrıs’tan Samsun’a doğru yola çıkarken nedense direk uçuşu düşünmedim /düşünemedim. Ne bileyim, belki de benim için yıllarca yaşadığım Türkiye’de yollar hep Ankara’dan başladığından bunu akıl edememiştim. 16 yıl yaşadığım Ankara’dan yolculuklara başlamak sanki bir rahat oluyor, belki de bir alışkanlık.

31 Ağustos 2022 tarihi saat 20.50 Ercan-Esenboğa uçuşu için fiyat uygunluğundan dolayı Pegasus Havayollarını tercih ettim. Ama zorunlu bir tercihti bu. Fiyat uygun olmazsa tercih etmezdim. Yıllardır tercih etmem diyorum ama fiyat uygunluğundan hep de Pegasus’u tercih ederiz. Tercih etmeme gerekçemiz, Pegasus Havayolları uçaklarının devamlı rötar yapmalarıdır. Dolayısıyla bu sefer bilet alıp uçmadan önce, bana Ankara’da yardımcı olacak, otobüs bileti alacak eski öğrencim Yusuf Selimdaroğlu’na da durumu bildirdim. Yani Samsun otobüsünde bana yer ayırtırken rötarı da dikkate alsın. Sağ olsun, Yusuf da beni yanlış anlamış, uçağın 20.50’de Esenboğa’ya ineceğini zannetmiş ve otobüs biletini tam da saat 23.00 için almış.

Pegasus Havayolları ilk defa beni şaşırttı ve zamanında uçtu. Yani kafamdaki rötar imajını silmiş oldu. En azından şimdilik.

Esenboğa Havaalanından çıkarken saat 22.00’yi gösteriyordu. Samsun yolculuğum 1 saat sonra başlayacaktı ve acele etmem gerekiyordu. Sağ olsun Ankara Belediyesi’nin Belkoair otobüsü, 35 dakikada beni AŞTİ’ye yetiştirdi. AŞTİ yazdım da aklıma geldi. Ankara’ya geldiğimiz 1992 yılında otobüs terminali Gençlik Parkı yanındaki Ankara Tren Garı’nın oradaydı. O zaman AŞTİ yoktu. Orası ulaşımı kaldırmayınca şimdiki yerine taşındı. İlk ismi AŞOT’tu (Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali). Galiba AŞOT Ermeni ismini çağrıştırıyor diye tepki çekti. Değiştirildi ve AŞTİ (Ankara Şehirlerarası Terminal İşletmeciliği) oldu…

Şimdi AŞTİ’yi yazıp Belkoair otobüsünü de yazmasam olmaz. Öğrencilik dönemimizin ilk yıllarında (1993-1997 yılları) bu otobüsler de yoktu. HAVAŞ’ın özel servislerine muhtaçtık. Veya ortaklaşa bir taksi kiralayıp uçuşumuza yetişirdik. Her ikisi de pahalı gelirdi bize. Sonra Ankara Belediyesi Esenboğa Havaalanı’na otobüs seferi koydu. İlk fiyatlarını şimdi hatırlamıyorum ama çok uygundu. HAVAŞ ilk başta tepki koyunca ve olayı mahkemeye taşıyınca Belediye servislerini kaldırmak zorunda kaldı. Sonra nasıl olduysa anlaşıldı ve şimdi her iki işletme hizmet vermektedir. HAVAŞ’ın şimdiki fiyatını bilmiyorum ama Belkoair’in fiyatları çok uygun. Esenboğa Havaalanından AŞTİ Otogarına 27 TL’ye gidiyorsun. Unutmadan aynı yolculuğu Lefke’den Ercan’a bugün KIBHAS’la (Kıbrıs Havalimanı Otobüs Servisleri)  120 TLye gidiyorsunuz da o da ayrı bir dert, evet DERT…

AŞTİ’ye vardığımda Yusuf 135 nolu peronda beni bekliyordu. Pegasus bizi utandırmamıştı ve otobüs biletim yanmayacaktı. Saat 23.00de Ali Osman Ulusoy firmasının otobüsüyle Samsun yolculuğum başladı…

Otobüste yaşadığım “işkenceyi” anlatacaktım ama nereden nereye geldim.

Oldum olalı otobüs yolculuklarından keyif almışımdır. Yolculuk gündüzse dışarıdaki manzarayı seyretmeye bayılırım. Manzaralardan kendime “portreler” çizerim, onları anlamlandırırım. İlhamlar verir bana izlemlerim. Manzaradan yorulunca kitap okumaya veririm kendimi. Ta ki uyku basıncaya kadar… Geceyse yalnızlığı hisseder, yaşarım. Geçmişle, bugünle, gelecekle hesaplaşırım, dünyayı sorguya çekerim. Güzel fikirler doğurur gece yolculuklarım. En son 2015 yılındaydı galiba, Çorum’a Şeyh Şamil’le ilgili konferansa giderken yine Ankara’dan gece yolculuğu yapmıştım. Konferansı düşünerek nasıl da güzel ilhamlar almıştım o yolculuktan. Hatta dayanamamış o düşüncelerden birisini Facebook’ta da paylaşmıştım:

“... Tarihte iz bırakanların isimlerinin karşısına büyük/küçük, kahraman/hain, acı/tatlı gibi göreceli kavramları eklememiz onların tarihsel gerçeklikleri ile ilgili bir bilgi vermez, bizim onlar karşısındaki ideolojik, ahlaki ve tıbbi durumumuzu gösterir...”[1]

Şimdi Samsun’a doğru yola çıkarken de böyle bir yolculuk düşünüyordum. Ama uçak yolculuğunun yorgunluğundan mıydı, bilmem, hiçbir şey yapamadım, sadece uyumak, dinlenmek istedim. Belki de yaşlanmanın göstergeleriydi.

Yerim orta koltuktaydı. Başımı sağa yaslıyorum, sola yaslıyorum, olmuyor, bir türlü rahat edip uyuyamıyorum. Yan koltuk da dolu, onu da hesaba katman lazım. Ön koltuğa kafanı yaslanmam birkaç dakikayı alıyor, boyun ağrısı alıp götürüyor. Olmuyor.

Uyumaktan vaz mı geçsem? Yarın uzun bir gün, işlemler için koşturmam lazım, belki de biraz Samsun’u dolaşırım. Uyuma denemeleri sonuç vermeyince başka uğraş bulmak istiyorum, olmuyor. Ama sabaha kadar kaptan yardımcısından kaç kere su istediğimi artık hatırlamıyorum.

Bu arada eskiden keyif aldığım bu yolculuğun şimdilik “işkenceye” dönüşmesinin yorgunluk dışında nedenlerini arıyorum. İlk getirdiğim yorum şudur: 5 yıldan fazladır Kıbrıs dışına çıkmıyorum. Uzun yolculuklar yapmıyorum, en fazla gittiğim Mağusa’dır ki onaya da çoğu zaman arabamla gitmişimdir. Günlük gittiğim en kısa yol da evden okula kadar gittiğim yoldur ki 5 dakikayı bulur ki onu da arabamla giderim. Getirdiğim ikinci yorumum yaşlılığımla ilgilidir. Yoksa son yolculuğumdan sonra 5 yıl yaşlandım da ondan mı çekemiyorum bu yolculuğu? Ne bileyim…

Ama şuna karar verdim, dönüşümü mutlaka gündüz yapmalıyım, bir gece “işkencesine” daha katlanamam…

*          *          *

Otobüsten inip yolun karşı tarafına geçip havaalanına doğru yürümeye başlıyorum. Yol boyu TEKNOFESTin tanıtım panoları sıralanıyor. Önemli bir organizasyon, tanıtımı da bu organizasyonun bir parçası, iyi yapmışlar. Sadece yol boyu değil, önceki günlerde izlediğim televizyonlarda da geniş tanıtımı yapılıyordu.

Yolun sağ tarafında ormanlık alan dikkatimi çekiyor. Sabahın serinliğinde daha bir çekici, huzur verici geliyor. Böğürtlenleri görünce dayanamıyorum ve ormana doğru yürüyorum. Fazla böğürtlen toplayamıyorum ama ağzımı tatlandıracak kadar var. Bu böğürtlen çok uzak mesafelere ve zamanlara götürüyor beni, köyümüze götürüyor, askerlik yaptığım yıllara götürüyor, en yakın mesafe olan Lefke’deki eski Karadağ yolundaki böğürtlenlere götürüyor…

Yoluma devam ederken bir başka özellik dikkatimi çekiyor: Havaalanı yolu boyunca belli aralıklarla Samsun’un kardeş şehirlerinin isimlerinin yazıldığı taş levhalar bulunmaktadır. Yürürken hep bir diğerini okumak için hevesleniyorsun ve yolun sonuna vardığını fark etmiyorsun:

Kırgızistan – Bişkek şehri,

Yunanistan – Kavala şehri,

Ukrayna – Donetsk şehri,

Almanya – Kiel şehri,

Rusya – Novorossisk şehri… Liste uzayıp gidiyor. Ve en sonda da:

Azerbaycan – Sumgayıt şehri…

*          *          *

Evet, varacağım adrese erken gelmişim. Çarşamba Havaalanı’nın çok da büyük ve hareketli olmadığı dikkatimi çekiyor. Saat 9’a daha çok var. Süremi nasıl değerlendireceğimi hesaplamaya çalışıyorum. Telefon şarjım da bitmek üzere olduğuna göre hesabımı ona göre yapmam lazım. Hemen havaalanı karşısındaki kahveye giriyorum. Prize yapın bir yere oturuyorum. Telefonu şarja taktıktan sonra kahvaltı için bir çay ve poğaça istiyorum. Havaalanında fiyatların genelde yüksek olduğu malumdur. Ucuz kısmı yine de bir çay ve poğaçadır. İştahla yiyorum. Anlaşılan çok özlemişim…

Telefon şarjı tamam ve kahvaltı işini de çözdüğüme göre artık mekâna doğru yürüyebilirim. Ama daha zaman çok. Mekânın önünde bir ağacın altında taşın üstüne oturup kendimi yanımdan ayıramadığım Tarih Metodu kitabına veriyorum. Doğada, açık havada kitap okumanın ayrı bir keyif olduğunu çok test etmişim. Burada da aynı keyfi yaşıyorum…

Zaman geçince mekânın karşısı kalabalıklaşmaya başlıyor. Benim de kalkıp yürümem gerekiyor. Sıraya giriyorum. İnsan akını var sanki mekâna. Ortam çok kalabalık. Kontrolden geçip alana giriyorum. Azerbaycan ASAN hizmetinin otobüsünü aramaya başlıyorum. Uzun yürüyüşten sonra buluyorum.

Doğru ya, Samsun’a ne için “çıkartma yaptığımı” anlatmamıştım. Atlamışım onu. Bir belge almam lazım ve Samsun’daki TEKNOFESTe gelen Azerbaycan ASAN hizmetinin gezici otobüsü bu konuda Azerbaycan vatandaşlarına yardımcı olmaktadır. Belgeyi alacağım sadece. Bundan dolayı Samsun’dayım.

ASAN hizmeti elemanları sağ olsunlar yardımcı oluyorlar. Kısa süre içinde işlemlerimi yapıyorlar. Hizmet kalitesinin de çok yüksek olduğunu söylemem lazım. Her türlü sorularımı cevaplandırıyorlar. İşlemlerim bitince oradan ayrılıyorum.

Alanı dolaşırken daha önce uğramayı planladığım adrese doğru yürüyorum. Planım Kıbrıs Türk gençlerinin TEKNOFEST’te açtıkları sergiyi izlemektir. Mekânı buluyorum. Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi öğrencilerinin ödül de alan sergilerini izliyorum. Çocuklar çok mutlular. Faaliyetleri ile ilgili bilgi veriyorlar. Ben de çok mutlu oluyorum. Anı ölümsüzleştirmek için resim çekiyoruz. Çok saygılı ve uyanık çocuklar. Kıbrıs Türkü’nü temsil ettiklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

*          *          *

Kafamda artık Samsun’dan ayrılmak var. Dedim ya gece yolculuğuna kalmak istemiyorum, önceki gece yaşadığım “işkenceyi” bir daha çekemem. Ama Samsun’a gelmişken eski öğrencilerimden sevgili Sezer Ergün’ü görmeden de dönmek istemiyorum. Sezer’i arıyorum. Ulaşıyorum ama Sezer Ordu’ya gitmiş, işleri varmış. “Kısmet değilmiş buluşmamız” diyorum. “Yok, Hocam, hemen yola çıkıyorum ve 2 saat sonra yanınızdayım” diyor. Planını bozamamasında ısrar etsem de faydası olmuyor. “Mutlaka sizi görmek ve gezdirmek isterim” diyor.

Sezer yola çıkmış ve 2 saat sonra yanımda olacak. Bu iki saati fuarı baştan sona gezerek değerlendirmem iyi olur. Değişik stantları dolaşıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik anlamında geliştirdiği silah teknolojisini, bu alanda yaşanan gelişmeyi, varılan noktayı stantları dolaşırken izleyebiliyorum. Sadece izlemek mi? Dokunabiliyor, hissedebiliyorum. Bir taraftan da yerde ve gökte yapılan gösterilerle ilgili durmadan yapılan anonsları dinliyorum. Hangisini izleyeceğime karar veremiyorum.

Göklerdeki gösteriler her zaman dikkat çekici olmuştur. Nedenini bilmiyorum. Gökteki gösteriler daha zor ve inanılmaz geldiği için midir? Türk yıldızlarının gösterileri tüm hızıyla devam ediyor. Değişik uçuş tekniklerini yansıtıyorlar. İnsanlar hayranlıkla izliyor. Bu gösteriler çocuklar, gençler için ayrı bir keyiftir. Yüzlerinden okumak, izlemek mümkündür…

2 saatin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Artık kapıya doğru yürümem lazım, Sezer’in gelişine az kalmıştır. Kapıya doğru yürürken karşımda insan selinin aktığını görüyorum. Nerede ise tüm Samsun halkı alana akıyor. Sadece Samsun mu? Tüm Karadeniz akıyor fuar alanına. Hayatımda ilk defa fuara böyle bir insan akınını görüyorum. Nedeni belli değil mi?...

*          *          *

Sezer beni akşama kadar Samsun’da gezdirmek istiyor. Ben de hocamı yakalasam Samsun gibi tarihi bir şehri gezdirmeden bırakmak istemem. Sezer haklıdır. Ama ben geceye kalmak istemiyor ve Samsun’dan gündüz dönmek istiyorum, ben de haklıyım. Samsun otobüs terminali derken Sezer Çarşamba merkezine doğru yola sapıyor. Yaptı yapacağını derken uzun yolculuktan sonra Çarşamba otobüs terminaline giriyoruz. Kasada bilet satan kız Sezer’in öğrencisi. Öğrencinin öğrencisini görmek, muhabbet etmek ne hoş. Bize bilet almada yardımcı oluyor. Saat 16’ya biletimi aldıktan sonra gece yolculuğu yapmayacağım için rahatlıyorum. 3 saatimiz var daha, Çarşamba’yı gezebiliriz artık.

Kafamızda önce açlığımızı gidermek var. Sezer’in Metin abinin yeri diye övdüğü yere gidiyoruz. Yolculuk biraz zaman alsa da orayı tercih nedenini yemek yerken anlıyorum. Çarşamba’ya özgü kuşbaşılı, kaşarlı bir Çarşamba pidesi yiyoruz. Tadı damağımda hâlâ. Öyle bir pide yediğimi hatırlamıyorum. Metin ustanın ellerine sağlık.   

Şehri turlamaya başlıyoruz. Şehrin ortasından geçen Yeşilırmak Nehri zaten yeşil olan Çarşamba’ya bir güzellik daha katıyor. Nehrin kenarındaki yeşillikler, parklar da bu doğal “tabloyu” tamamlıyor. Yeşilırmak Nehrinin uzantısını ilk ve son defa 2017 yılında Amasya’da görmüştüm. Amasya’nın ortasından geçen nehir orada kirliydi ve ayrıca kokuyordu. Hatta bizi Amasya’da gezdiren dost hocalar bir espri de yapmışlardı: “derler ki Yeşilırmak Nehrini Tokatlılar pisler, Amasyalılar koklar”… Ama Çarşamba’da çok güzel akıyordu Yeşilırmak Nehri.

Tarihi milattan önceye dayanan ve birçok kültüre ev sahipliği yapmış Çarşamba’nın tüm tarihi yerlerini kısıtladığım zamanımdan dolayı gezme şansımız yoktur. Ama tarihi Sarıcalı Mezarlığı, Yeşilırmak Nehri üzerindeki tarihi Çarşamba köprüsü dikkatlerimden kaçmıyor. Sezer de mekânlarla ilgili bilgiler aktarıyor… Başka bir zaman olsaydı mezarlığı “altını üstüne” çevirmez miydim? Köprüye çıkıp tarihi pozlarımı vermez miydim? Bu durum karşısında bileti erkene almama üzülüyorum. Bir de Allah bilir ne zaman geleceğim buralara, bari gelmişken doyunca gezseydim. Sonraki pişmanlık fayda etmez mi demişlerdi…

Saat 16’ya doğru Çarşamba oto terminaline geliyoruz. Artık Çarşamba’dan ayrılma zamanı. Sezer’le veda resmi çektiriyoruz. Ali Osman Ulusoy firmasının otobüsüyle Çarşamba’dan ayrılıyorum…

Samsun-Ankara yolu boyunca dikkatimi çeken iki şey oldu: güzel yollar ve ormanlar. Yol yapımı konusunda Türkiye’de son yıllarda yaşanan değişimi burada yapılan geziler boyunca gözlemlemek mümkün. Yollar güzel olunca insanlar da rahat ediyor, kafalar rahat oluyor, hayallere, düşüncelere dalıp gidiyorsunuz… Ormanlara gelince, son yıllarda dünyada ve de Türkiye’de çok ormanlar yandı, yakıldı. Kıbrıs’ımızda da. Bundan dolayı güzel ormanlar arar olduk. Samsun-Ankara yolundaki ormanlar bana huzur verdi. Bir şeyi fark ettim veya kıyaslama şansı edindim: Kıbrıs’ta ormanlar yataydır, ağaçlar çok yüksek değildir. Yol boyunca izlediğim ormanlar ise dikeydi, ağaçlar çok yüksekti. Coğrafi özelliklerden kaynaklanmış olmalı…

Saat 11’de artık AŞTİ’deydim…

16.09.2022

 

[1] Daha sonra bu düşüncemi Çorum’da sunduğum bildiriye de ekleyecektim. Bak: Elnur Ağayev, “Rusya Tarih Yazımında Şeyh Şamil İmajı”, Şeyh Şamil ve Kafkasya (Mücadele-Sürgün-İskân), Editörler: Mehmet Ali Bozkuş, Hakan Yazar, Kitabevi yayınları, İstanbul 2017, s. 63.

 90 23-09-22

  Paylaş   Tweetle   Paylaş   Paylaş   Gönder
Copyright © 2017 Doç. Dr. Elnur Ağayev | Bu sitedeki tüm görsel materyallerin hakkı saklıdır.
×
×

Avatar
Hatırla beni